PANİK ATAK
"Kalbim birden çok hızlı çarpmaya başladı. Göğsümde
bir sıkıntı hissi vardı ve
terliyordum. Nefes alamıyor ve kendimi boğulacakmış gibi hissediyordum.
Bir
kalp krizi geçirmekte olduğumu düşündüm. Ölüm korkusu tüm benliğimi
sarmıştı. O gün bu gündür ne zaman bu hal üzerime gelse, hemen bir sağlık
kuruluşuna başvuruyorum."
Panik Bozukluğu, ani olarak, beklenmedik bir anda ve yerde ortaya çıkan
ve "panik
atağı" olarak adlandırılan yaşantılarla kendini gösteren bir hastalıktır.
Bir panik atağı sırasında aşağıda sıralanan belirtiler görülür:
· Çarpıntı
· Göğüs ağrısı ya da göğüste sıkıntı hissi
· Nefes darlığı ya da boğulacakmış gibi olma
· Terleme
· Titreme ya da sarsılma
· Bulantı ya da karın ağrısı
· Üşüme, ürpermeya da ateş basmaları
· Uyuşma ve karıncalanmalar
· Baş dönmesi, sersemlik hissi, düşecekmiş ya da bayılacakmış gibi olma
· Gerçekdışılık duyguları ya da benliğine yabancılaşma
· Ölüm korkusu
· Kontrolünü kaybedeceği ya da delireceği korkusu
· Bu belirtilere bir tehlike beklentisi veya sonunun geldiği düşüncesi
ve atağın ortaya
çıktığı ortamdan kaçma dürtüsü de çoğu kez eşlik eder.
Bir panik atağı sırasında bu belirtilerin hepsi görülmeyebilir. Panik
atağın temel
özelliği; yukarıda sıralanan bedensel ve duygusal belirtilerden en az
dördünün
bulunduğu, şiddetli bir korku ve huzursuzluk ile karakterli bir süreç
oluşudur.
Panik Bozukluğu tanılı hastaların % 75-80'i kadındır. Toplum içinde
görülme
sıklığının % 1,5-3,5 arasında olduğu öne sürülür. Hastalığın başlangıç
yaşı çok
değişken olsa da, genellikle ergenliğin son dönemleri ile otuzlu yaşlar
arasında kalan
döneme rastlar. Çocukluk döneminde görülmesi enderdir. Başlangıcının
45 yaşından
sonra olması ise olağan değildir, fakat görülebilir.
Tipik bir panik atağı dakikalarla sınırlıdır. Çoğunlukla 5-10 dakika
veya 20-30
dakika ya da ender olarak bir veya birkaç saat sürebilir. Panik ataklarının
sıklık ve
şiddeti değişkendir. Söz gelimi bazı kişilerde ortalama haftada bir
ya da daha sık
görülürken, bazıları haftalar hatta aylar boyunca hiçbir atak geçirmeyebilirler.
Hastalığın olağan seyri kronik fakat inişli çıkışlıdır.
Panik atağı ile başvuran hasta, korkusunu genellikle şiddetli olarak
tanımlar ve
kontrolünü kaybedeceğini, delireceğini ya da öleceğini düşündüğünü söyler.
Özellikle
çarpıntı, göğüs ağrısı, göğüste sıkıntı hissi, boğulacakmış gibi olma,
nefes darlığı gibi
yakınmaları nedeniyle bir kalp krizi geçirdiğini zanneder. Panik bozukluğu
bulunan
hastaların önemli bir bölümünün, en azından başlangıçta psikiyatrik
kurumlara
başvurmadıkları görülmektedir. Hastalar genellikle kardiyoloji uzmanlarına
başvurmaktadır. Sağlık kurumlarının acil servisleri de, en çok başvurulan
yerler
arasındadır. Elektrokardiografileri genellikle normaldir. Hastayı muayene
eden
hekim, çoğu kez bu şikayetleri açıklayabilecek bedensel bir hastalık
saptayamaz.
Panik atağı genellikle 10-30 dakika sürdüğünde hasta, acil servise veya
bir hekime
ulaşıncaya ve de yukarıda belirtilen muayene ve tetkikler yapılıncaya
kadar zaten
atak geçmektedir. Hastaya "önemli bir hastalığının bulunmadığı,
bir kalp krizinin söz
konusu olmadığı, yaşadığı bu durumun psikolojik olabileceği ve bir psikiyatriste
başvurmasının yararlı olacağı" söylenir. Bazen ise çarpıntı giderici
veya tansiyon
düzenleyici bir ilaç da önerilebilmektedir. Hasta kendisinde nedeni
saptanamayan
ciddi bir bedensel hastalık bulunduğu düşüncesiyle, kesin tanı ve tedavi
için uygun bir
uzman aramaya başlar. Tekrarlanan tıbbi incelemelere ve verilen "önemli
bir şeyiniz
yok" güvencelerine rağmen kaygıları giderilemez ve hayati bir hastalıkları
olmadığı
konusunda ikna edilemezler.
Panik ataklarının süregelmesi sonucunda bazı hastalarda zamanla "evde
tek başına
kaldığım zaman, aynı durum ortaya çıkarsa, düşüp bayılacak olursam,
ya yardımıma
kimse gelmezse, ölürsem... " biçimindeki düşünceler sonucu evde
yalnız kalamama;
"Sokağa çıktığımda rahatsızlanırsam ne yaparım? Kontrolsüz davranışlarda
bulunarak, ele güne rezil olursam..." gibi düşünceler sonucunda
yalnız başına sokağa
çıkamama ve yardım gelemeyeceğini var saydığı otobüs, asansör, süpermarket
vb.
gibi ortamlara girememe davranışları ortaya çıkar. Artık toplumsal ve
mesleki
etkinliklerden kaçınma başlamıştır. Toplumsal ilişkileri bozulmaktadır,
işlerini
aksatmaktadırlar. Panik atağın ya da atakların ardından ortaya çıkan
bu tabloya tıp
dilinde, "agorafobi" adı verilir..
PANİK BOZUKLUĞUN TEDAVİSİ
Panik Bozukluğu tedavisi mümkün olan bir hastalıktır, ancak genellikle
uzun süreli bir
tedaviyi gerektirir. Bu tedavi, panik ataklarının tekrarlayıcı özelliği
gözönüne alınarak
hem ilaçlarla hem de psikoterapi yöntemleriyle yapılmalıdır
İlaçTedavisi: Panik Bozukluğu'nun tedavisinde; başta antidepresan ilaçlar
olmak
üzere, trankilizan ilaçlar ve hastanın özelliklerine göre diğer bazı
ilaçlar
kullanılmaktadır.
Bu amaçla kullanılan antidepresanlar; bağımlılık yapıcı özelliği olmayan,
uyku verici
özellikleri çok belirgin olmadığı için günlük yaşantıyı kısıtlamayan
ilaçlardır. Bu
nedenle herhangi bir sakınca yaratmadan uzun süre kullanılabilirler.
Psikoterapi: Kısaca "panik ataklarını kontrol altına almayı öğrenmek"
olarak
tanımlanabilir. Bunlar davranışçı ve bilişsel yöntemlerdir. Davranışçı
psikoterapi; aşırı
soluk alıp vermenin kontrolü, kas gerginliğinin giderilmesi ve üstüne
gitme alıştırmaları
yapma temellerine dayanır. Bilişsel psikoterapi ise hastalık hakkında
bilgi sahibi olma
ve bunun sonucu olarak mantıklı düşünme anlamındadır.
Panik Bozukluğu, bir KALP HASTALIĞI DEĞİLDİR.
Panik Bozukluğu, ÖLÜME YOL AÇAN BİR HASTALIK DEĞİLDİR.
Panik Bozukluğu, bir AKIL HASTALIĞI DEĞİLDİR, akıl hastalığına da dönüşmez.